baybilir

Hayatı Paylaşalım, Mutlu Olalım

Hayatı Mantar

4 min read


   Yokluk nedir? Varlık nedir? Bu iki kelime arasındaki farkın ne olduğunu, hangi anlama geldiğini tam manasıyla biliyor muyuz acaba ..? 
   Zor geçinirdi bir zamanlar, çok zorluklar çekti, ‘aç kaldığım günler oldu’ denir ya aynen o günleri yaşadı. Senelerce hep parasız geçti günleri, geceleri, sabahları…
   Dünyaya geldiğinde sadece anne ve babası vardı. Hiç kardeşi yoktu. Tekti. Uzun yıllar yalnız kalacağının işaretiydi bu sanki.
   Ortaokula gidiyordu, evliydi, çocukları vardı. Eşi Ayşe hanımefendi ilk çocuğunu hazırlardı, kahvaltısını yaptırırdı, sonrasında kocasını okula yolcu ederdi her sabah… Sıkıntılı günler hiç peşini bırakmayacağının sinyalini veriyordu adeta…
… Zaman sonra mantar üretimi için işyeri açtı, devam ettiremedi kapattı. Pastane açtı, nezih bir yerdi hatırlıyorum. İşletemedi kapattı. Kafeterya açtı yüksekokulun yanında olmadı kapattı. Tekrar mantar üretmek için işe başladı, kapattı… Günler, aylar böyle geldi geçti.
 Sürekli düşünürdü, dalgın dalgın yürürdü, oturup sohbet ederken dahi gözleri hep uzaklardaydı. Sohbetini severdim. Saygıyla, samimi olarak dinlerdim kendisini. Konuşurduk. Hafiften de olsa gülerdik. Gülmesi ise sadece tebessümden ibaretti, asla kahkaha atmazdı… Kalemi, kağıdı hep cebindeydi. Oturuyorduk kahvede, bahçede, parkta .Hep bir şeyler yazar çizerdi. Rakamlar, çizimler, formüller anlayacağım türden değildi. Anlamazdım, anlamazdık ta …

   KENDİSİNİ KENDİSİNDEN BAŞKA KİMSE ANLAMIYOR ,
   KENDİSİNE KENDİSİNDEN BAŞKA KİMSE İNANMIYORDU…
Bunu kendisi söylüyordu zaten .Etrafındaki en yakınından en uzağına kadar tüm bakışlar, konuşmalar onaylıyordu söylemlerini, anlamadıklarını, inanmadıklarını.. Beklentisi de yoktu kendisine inanmalarının.
Ama bir gün başaracağını çok iyi biliyordu kendisi.
   İlk aşklar unutulmaz ya, kaybedilen aşklar vardır ya ,o da ilk aşkını kaybettiği sevgiliyi arıyordu adeta .
Gözleri hep uzaklardaydı. Dağlara, uzak dağlara baktığında gözlerinde bir parıltı oluşurdu. Sanki onu bir şeyler mutlu ediyordu o an .
   İç dünyasında fırtınalar kopuyor, onu hiç kimse bilmiyor, anlamıyordu.
   Yalnız dünyasında kendi düşüncelerinde kavrulup geçiyordu zaman dediğimiz süreç.
Demiştim ya ‘doğduğunda yalnızdı, yalnız kalacaktı’ işte bu yalnızlığı yaşıyordu.
Günler, haftalar, aylar, yıllar hızla gelip geçiyordu.
   Bir tesis açtı ismini OBA koydu. Yüzlerce, binlerce kişi ağırladı bu tesiste.
Her gün görüşür, sohbet ederdik, voleybol oynar eğlenirdik. Tanımaya başladım yavaş yavaş o insanı, çözmeye başladım düşüncelerini, hayallerini, hedeflerini. Anlatırdı ‘gerçek işim bu değil’ derdi. Doğru söylüyordu. Oba’yı işletmek onun işi değildi.
Dağlarda, doğadaydı onun işi. Yıllar sonra bir türlü ulaşamadığı sevgiliye kavuşmanın mutluluğunu yaşayacaktı.

…Ve sonunda, yıllar sonra hayalindeki mantar çiftliği tesisini kurdu. Azmin, kararlılığın, inancın galip geldiğini bir kez daha ispatlamış oldu Hafız BALCI. Kurduğu tesisin adı da HAFIZ BABA ÇİFTLİĞİ oldu. Üretime geçildi. Hafız Baba mantarı artık Türkiye pazarında yerini almıştı ve duyulmuştu artık. İşini ilerletti, başarmanın mutluluğunu işini büyüterek, seri üretime geçerek yaşadı, yaşattı ve yaşatıyor da.
Kocaeli Üniversitesi, Çukurova Üniversitesi, Ankara Üniversitesi Mantar Üretimi Ana Bilim Dalı başkanlarına formülleri ile mantar yetiştirme konusunda önderlik yaptı. Bilgi ve birikimleri ile o profesörlere öncülük etti, ödül almalarını sağladı. 5 oğlu işi göğüslemişti.


   Emekli olmuştu. İki paket Maltepe sigarası içiyordu. Sigarayı bıraktı, sigaraya vereceği parayla Hamza Dağı-Bakır dere mevkiinde doğayla iç içe küçük şelalesi olan bir buçuk dönüm arazi alıp oraya dağ evi yaptı. Doğayı hiç bozmadan her şeyi ağaçtan yapılan çok güzel bir tesisini de gördük kendisinin. Alabalık havuzu dahi var. Çok büyük değil ama çok nezih bir şey. Küçük alabalık havuzuna akan su sesi ise ayrı bir ahenk katıyordu sohbetimize. Biri büyük biri küçük iki şömine ise anlatılmaz kadar güzel ve nostaljikti.
   Gezerken, tatil yaparken, dinlenirken para kazanmayı da Hafız Baba’dan öğrendik. Bir sera kurdu dağda. Dinlenmeye geldiğinde mantar yetiştiriyor, vakit geçiyordu. Üstelik para da kazanıyordu. Sordum ‘nasıl gidiyor,nasıl zaman geçiriyorsun?’ ‘Gayet iyi. Hem dinleniyorum, hem eğleniyorum, hem de para kazanıyorum mantar yetiştirerek. Ve senede 100.000 lira gelirim oluyor.’
Tatil yaparken, dinlenirken, eğlenirken para kazanmak ne güzelmiş onu da öğrenmiş olduk Hafız Baba’dan.

   Yalnız bir adamın hikayesinin sonuna doğru geliyoruz. Demiştim ya ‘gözleri, kalbi hep uzaklarda, dağlarda’ diye. Kavuşmuştu aşkına, kaybettiği sevgiliyi bulmuştu ve çok ta mutluydu. Onun yüzündeki mutluluğu, gözlerindeki sönmeyen, parıldayan ışığına şahit oldum o gün. (29.08.’19-Perşembe)

                                                                                                                    Yusuf SEZER

Daha Fazla